YİNE
BİZ
15
Ocak, 2003
Selçuk
M. PERİN
Biz kimiz? Bizler bu ülkenin
habercileri, bu ülkenin haber bankasıyız. Bizler
okurumuza bilgi vermekle yükümlüyüz. Biz kanunları
yasaları bilmek ve onlara saygı göstermekle yükümlüyüz.
Gazeteciyiz dediysek de Asparagasçı ve haber yaratan
insanlar değiliz.
Bir tek görevimiz var gazeteci olarak,
bilgi iletişimini sağlamak. Bunu yapamıyorsak, o
zaman mesleğimizi tam olarak yapamıyoruz demektir.
Haber Ekspres’e ilk yazımı
yazarken neden bu konuyu seçtim? Matbuat ve Basın içinden
yetişmişlerden birisiyim. Medya bunlara çok sonra
bulaştı. Bulaştı diyorum çünkü o günden
beri Televizyonlarda haberlerini aktarmak için bangır,
bangır bağıran, haberciler yetişti. O günden
beri de haberlerin sansasyonel yönü arttı. Herkes öne çıkmak
için, isim yapmak için can atar bir hale geldi. Ben bunu
onaylamıyorum. O günden bu yana da ne yaralının,
akan kanına, ne ölmüşün hatırasına
değer verilir, ne de kişilerin özeline.
Biraz bir isminiz mi var, hemen zımbalanıyorsunuz.
Ama yasalarımız var, törelerimiz
var, bunlara saygı kalmadı.
Herkes Televizyonda görünmek, bir gazete
haberinde isminden bahsettirmek için nerede ise takla atacak, zıplayacak
ve palyaçoluk yapacak. Beni görsünler, benden konuşsunlar
diye olmadık işlere katlanacak. Peki bu insanları
bu hâle getirenler kim? Biz Basın ve Medya mensupları.
Görevimiz halkımızı, insanımızı
bilgilendirmek, onları bilmediklerine ulaştırmak
ve öğretmek.
Gazetecinin görevi, Kim, Nerede, Nasıl, Neden, Niye, Niçin
sorularına cevap vermektir ve bunu da halkın anlayacağı
bir şekilde anlatmaktır. Yorumları bırakın
haberinizde. Onları köşe yazarları istiyorlarsa
yapsınlar. Bir gazeteci her konuda bir eksper değildir.
Ama habercidir her şeyden önce.
Bir kısa hikâye ile bu defalık
istediğimizi dile getirelim. Haber gazetesinde, babamın
yanında meslek öğrenmeye başladığımda,
Lacivert ceketimi, gri pantolonumu, beyaz gömleğimi
giydim, kravatımı taktım ve rahmetli babam Mithat
Perin ile matbaaya gittim. O zaman Bab-ı ali’de Vatan
gazetesinin girişinde eski bir bina vardı, idare, yazı
işleri o binada idi, mürettiphane, yanda bir ek binada,
baskı ise Vatan Gazetesinin makinelerinde arka bina’da
yapılırdı.
Saat 14:30 a kadar bekledim, gazetelere baktım,
rahmetli Fehim Elele ile fotoğraf konuşmaya çalıştım,
yazı işlerine gidip bağlanmakta olan gazeteyi
anlamaya çalıştım. Bir ara babamın sesini
duydum koridorda, beni çağırıyordu. Patronun oğluydum
ya! İş vereceklerdi bana, meslek öğrenecektim.
Odanın kapısını tıkladım ve gel
denene kadar da bekledim. İçeri girdiğimde ser mürettip,
Çolak İlhami, elini makineye kaptırmıştı,
babamın önünde duruyor, beni bekliyordu. Babam “bunu
tanıyor musun” dedi. İlhami usta, “Evet, oğlunuz”
dedi. “Ha!” Dedi babam. “O benim oğlum ama eti senin,
kemiği benim! Al bunu götür, gazeteci olacakmış,
meslek öğrensin, makineleri öğreninceye kadar da
potaya kurşun atmak yok!” dedi. Potaya kurşun atmak
benim gazeteye gittiğimde en büyük zevkimdi... Biliyordu
zahir.
İlhami Usta, bana mürettiphaneye girdiğimizde;
“Bak oğlum dedi, kapının bir önlük var,
ceketini çıkart onu giy, yarın da gelirken eski bir
pantolon gömlek giy, orada bir faraş bir de süpürge var,
onları al burasını pırıl, pırıl
yap” demişti. Bense bana sayfa bağlatacaklar diye düşünüyordum!
İki ayda, mürettiphane’nin gazetenin
can damarı olduğunu, oradaki bir hatanın son anda
düzeltilemeyeceğini, oradan çıkacak her sayfanın,
kusursuz ve hatasız olmasını öğrenecektim.
Daha sonra, matbaa, fotoğrafhane,
şehir haberleri, adliye derken kendimi yazı işlerinde
buldum. Saygı ve kuralları işçinin, mürettibin,
makinistin, gazete satıcısının yanında
öğrendim. Mesleğimi öğrendim.
O zamanki yazı işleri, yanlış
haber, hatalı haber’i affetmez, muhabiri masasına
geri yollar, ve hatta haberin doğruluğunu iki kere
sorgulatırdı. Bu da haberin doğruluğunu kanıtlardı.
Haber alacağımız birisinin bürosunda
otururken telefon çaldığında, söyletmez, hemen
kapının önüne çıkardık. Sakın bize
neden konuşmayı dinliyorsun, utanmıyorsun
demesinler diye...
Bu bir anı... Bir ders, yeni nesil
gazetecilere, bu mesleğin yalnızca bilgisayar başında,
telefonda yapılmadığını anlatmak için.
İnsanımızı
bilgilendirmek görevimiz, bu görevimizi iyi yaparsak, yeni
nesillerin önünü açar, onlara hayatın toz pembe olmadığını,
bir yere varabilmek için çalışma ve saygının
var olmasının gereğini anlatabilirsek, yolun yarısını
kat etmiş olacağız.
Görevimiz
zor, yolumuz uzun, sebat ile bu iş de olacaktır elbet.