YINE BIZ

Ana Sayfa    Makaleler    Meraklarım    Foto Albümüm    Beğendiklerim    Günün Fikrasi    Linkler   

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi

Türkiye Kanserle Savaş Vakfı

"Yaşamımız,önem verdiğimiz olaylara karsı sessiz
 kaldığımız gün son bulmaya baslar"

 Martin Luther King,Jr

Aka Arama ve Kurtarma

 

ANA SAYFA

MAKALELER

MERAKLARIM

FOTO ALBÜMÜM

BEĞENDİKLERİM

GÜNÜN FIKRASI

AB de DURUM ©®

MİTHAT PERİN

KİTAP & MÜZİK

İSTANBUL EKSPRES

LİNKLER

------------------------

MAKALE ARŞİVİ

FIKRA ARŞİVİ

MP ARŞİVİ

------------------------

KÜNYE

 

 

YİNE BİZ

 

15 Ocak, 2003

Selçuk M. PERİN

  Biz kimiz? Bizler bu ülkenin habercileri, bu ülkenin haber bankasıyız. Bizler okurumuza bilgi vermekle yükümlüyüz. Biz kanunları yasaları bilmek ve onlara saygı göstermekle yükümlüyüz. Gazeteciyiz dediysek de Asparagasçı ve haber yaratan insanlar değiliz.

Bir tek görevimiz var gazeteci olarak, bilgi iletişimini sağlamak. Bunu yapamıyorsak, o zaman mesleğimizi tam olarak yapamıyoruz demektir. 

Haber Ekspres’e ilk yazımı yazarken neden bu konuyu seçtim? Matbuat ve Basın içinden yetişmişlerden birisiyim. Medya bunlara çok sonra bulaştı. Bulaştı diyorum çünkü o günden beri Televizyonlarda haberlerini aktarmak için bangır, bangır bağıran, haberciler yetişti. O günden beri de haberlerin sansasyonel yönü arttı. Herkes öne çıkmak için, isim yapmak için can atar bir hale geldi. Ben bunu onaylamıyorum. O günden bu yana da ne yaralının, akan kanına, ne ölmüşün hatırasına  değer verilir, ne de kişilerin özeline. 

Biraz bir isminiz mi var, hemen zımbalanıyorsunuz.

Ama yasalarımız var, törelerimiz var, bunlara saygı kalmadı.

Herkes Televizyonda görünmek, bir gazete haberinde isminden bahsettirmek için nerede ise takla atacak, zıplayacak ve palyaçoluk yapacak. Beni görsünler, benden konuşsunlar diye olmadık işlere katlanacak. Peki bu insanları bu hâle getirenler kim? Biz Basın ve Medya mensupları.

Görevimiz halkımızı, insanımızı bilgilendirmek, onları bilmediklerine ulaştırmak ve öğretmek. Gazetecinin görevi, Kim, Nerede, Nasıl, Neden, Niye, Niçin sorularına cevap vermektir ve bunu da halkın anlayacağı bir şekilde anlatmaktır. Yorumları bırakın haberinizde. Onları köşe yazarları istiyorlarsa yapsınlar. Bir gazeteci her konuda bir eksper değildir. Ama habercidir her şeyden önce. 

Bir kısa hikâye ile bu defalık istediğimizi dile getirelim. Haber gazetesinde, babamın yanında meslek öğrenmeye başladığımda, Lacivert ceketimi, gri pantolonumu, beyaz gömleğimi giydim, kravatımı taktım ve rahmetli babam Mithat Perin ile matbaaya gittim. O zaman Bab-ı ali’de Vatan gazetesinin girişinde eski bir bina vardı, idare, yazı işleri o binada idi, mürettiphane, yanda bir ek binada, baskı ise Vatan Gazetesinin makinelerinde arka bina’da yapılırdı.

Saat 14:30 a kadar bekledim, gazetelere baktım, rahmetli Fehim Elele ile fotoğraf konuşmaya çalıştım, yazı işlerine gidip bağlanmakta olan gazeteyi anlamaya çalıştım. Bir ara babamın sesini duydum koridorda, beni çağırıyordu. Patronun oğluydum ya! İş vereceklerdi bana, meslek öğrenecektim. Odanın kapısını tıkladım ve gel denene kadar da bekledim. İçeri girdiğimde ser mürettip, Çolak İlhami, elini makineye kaptırmıştı, babamın önünde duruyor, beni bekliyordu. Babam “bunu tanıyor musun” dedi. İlhami usta, “Evet, oğlunuz” dedi. “Ha!” Dedi babam. “O benim oğlum ama eti senin, kemiği benim! Al bunu götür, gazeteci olacakmış, meslek öğrensin, makineleri öğreninceye kadar da potaya kurşun atmak yok!” dedi. Potaya kurşun atmak benim gazeteye gittiğimde en büyük zevkimdi... Biliyordu zahir.

İlhami Usta, bana mürettiphaneye girdiğimizde; “Bak oğlum dedi, kapının bir önlük var, ceketini çıkart onu giy, yarın da gelirken eski bir pantolon gömlek giy, orada bir faraş bir de süpürge var, onları al burasını pırıl, pırıl yap” demişti. Bense bana sayfa bağlatacaklar diye düşünüyordum!

İki ayda, mürettiphane’nin gazetenin can damarı olduğunu, oradaki bir hatanın son anda düzeltilemeyeceğini, oradan çıkacak her sayfanın, kusursuz ve hatasız olmasını öğrenecektim.

Daha sonra, matbaa, fotoğrafhane, şehir haberleri, adliye derken kendimi yazı işlerinde buldum. Saygı ve kuralları işçinin, mürettibin, makinistin, gazete satıcısının yanında öğrendim. Mesleğimi öğrendim.

O zamanki yazı işleri, yanlış haber, hatalı haber’i affetmez, muhabiri masasına geri yollar, ve hatta haberin doğruluğunu iki kere sorgulatırdı. Bu da haberin doğruluğunu kanıtlardı.

Haber alacağımız birisinin bürosunda otururken telefon çaldığında, söyletmez, hemen kapının önüne çıkardık. Sakın bize neden konuşmayı dinliyorsun, utanmıyorsun demesinler diye...

Bu bir anı... Bir ders, yeni nesil gazetecilere, bu mesleğin yalnızca bilgisayar başında, telefonda yapılmadığını anlatmak için.

İnsanımızı bilgilendirmek görevimiz, bu görevimizi iyi yaparsak, yeni nesillerin önünü açar, onlara hayatın toz pembe olmadığını, bir yere varabilmek için çalışma ve saygının var olmasının gereğini anlatabilirsek, yolun yarısını kat etmiş olacağız.

Görevimiz zor, yolumuz uzun, sebat ile bu iş de olacaktır elbet.

 

 

 

 

Hit Counter