PARADOKSLAR
!
Selçuk
M. PERİN
19
Şubat 2003
Hayatımız, günlerimiz paradokslar
ile dolu. Savaşsak mı? Savaşmasak mı? Bir
ittifakla beraber mi? Yoksa diğerinle mi? Irak bizim için
önemli mi? Değil mi? ABD ne kadar önemli? Yoksa önemli
değil mi?
Biz Türkler için ne önemli? Irak’ın
kitle imha silahlarının olması mı? Yoksa
İsrail’in elinde atom bombasının ve bunu
Orta-Doğu’da istediği yere atacak füzelerinin olması
mı? Orta doğu’da kim bir tehdit? Saddam mı? Her
gün onlarca insanın ölümüne neden olan İsrail
ordusu mu?
Bizim Paradokslarımız bitmez. Ama
önce kendi paradoksumuzu çözelim. Türkiye’nin bir savaşa
ihtiyacı var mı? Benim görüşümle; hayır
yok! Peki nedir bu savaş paranoyası? İhtiyacımız
olmayan bir şey için neden kafa patlatıyoruz?
Amerika Birleşik Devletleri bizden, üs
kullanımı istiyor, ülkemizde asker konuşlandırmak
istiyor, limanlarımızı, hava meydanlarımızı
kullanmak istiyor, istiyor da istiyor... Peki hiç sordunuz mu
kendinize Türkiye ne istiyor?
Ben söyleyeyim Türkiye’nin ne istediğini.
Türkiye her şeyden önce kendi kendisini idare etmek
istiyor. Ne onun, ne de bunun lafıyla, oraya git, bunu yap,
buraya gel denilsin istiyor! Türkiye Kıbrıs konusunda
haklarının ve Kıbrıs’ın tanınmasını
istiyor. Türkiye kendi ülkesinin kapısında bir yeni
Kürt devletinin kurulmasını istemiyor! Türkiye
kendisine daha önce verilen sözlerin yerine getirilmesini
istiyor! Türkiye almış olduğu ve alacağı
kararlarda serbest olmak istiyor!
Her şeyden önce Türkiye kendisine
saygı gösterilmesini istiyor!
Bütün bunların yanı sıra da
paradoksların en büyüğü Amerika’nın ne
istediği! Amerika Orta doğu da petrolü kontrol etmek
istiyor! Amerika Irak rejiminin devrilmesini istiyor!
Peki nerede idi 10 senedir?
Amerika Orta doğu’nun haritasının
değişmesini istiyor! Amerika istiyor ama İsrail’de
istiyor!
Başkan Bush’u başkanlığa
getirenler! Silah endüstrisi ve bankalar bu savaşı
istiyor. En çok kâr edecekler onlar da ondan.
ABD Savunma Bakanı Rumsfeld son basın
toplantısında meşruiyetten bahis ederken bu bizim
hakkımızdır diyordu. Ne zamandır 15000 km
uzaklıktaki ve ABD ile hiçbir antlaşması
olmayan, hak verilmiş veya söz verilmemiş bir ülkeye
taarruz etmek meşru bir hak oldu?
Dünyanın 500 şehrinde insanlar
sokaklara dökülürken, “Savaşa hayır” derken!
Ben karar verdim gidiyorum, beni seven arkamdan gelsin demek, meşru
olmak mı?
Peki o zaman Birleşmiş Milletler
denen kurum neden orada duruyor? Neden kararlar alıyor ve
neden 205 devlet o platformda kuşkularını dile
getiriyor ve ancak iki tane ülke, yalnızca iki tane ülke
bu yola baş koyuyor. Diğerleri;
Salak mı? Aptal mı? Geri zekalı
mı?
Peki tek bir soru sorayım.
Yarın savaşa karşı olan
ülkelerin hepsi bir araya gelse ve IMF’e kardeşim siz
Amerikalıların kurmuş olduğu bir kurum, bir
birimsiniz, biz de sizinle savaş konusunda hem fikir değiliz!
Eee!
Biz sizlerin paralarınızı
durumumuz düzeldiği zaman ödeyeceğiz veya hiç
ödemeyeceğiz derse ne olacak? Kim bunlara ne
diyebilecek?
Bu borçlar bir hükümet kararları ile
alındı ise, borçların ödemesi de hükümet
kararı ile durdurulabilir değil mi?
O zaman bir başka paradoks daha çıkıyor
önümüze.
Bunu bir değil de 50 savaş karşıtı
ülke yaparsa amerikan ekonomisi ne olur?
Teröriste ihtiyaç var mı yani?