Demokrasi Komedisi

Ana Sayfa    Makaleler    Meraklarım    Foto Albümüm    Beğendiklerim    Günün Fikrasi    Linkler   

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi

Türkiye Kanserle Savaş Vakfı

"Yaşamımız,önem verdiğimiz olaylara karsı sessiz
 kaldığımız gün son bulmaya baslar"

 Martin Luther King,Jr

Aka Arama ve Kurtarma

 

ANA SAYFA

MAKALELER

MERAKLARIM

FOTO ALBÜMÜM

BEĞENDİKLERİM

GÜNÜN FIKRASI

AB de DURUM ©®

MİTHAT PERİN

KİTAP & MÜZİK

İSTANBUL EKSPRES

LİNKLER

------------------------

MAKALE ARŞİVİ

FIKRA ARŞİVİ

MP ARŞİVİ

------------------------

KÜNYE

 

 VİRGÜL

 Demokrasi Komedisi

 Selçuk M. PERİN

14 Şubat, 2004  

Sevgililer günü 14 Şubat... TMSF, ne demekse, Uzan grubu şirketlerinin alacaklarını tahsil etmek için bu karlı İstanbul gününü, hani bir başka deyimle “Aşkını İlân etmek için” bu günü seçmiş.

Gülmeden edemedim... Sabah İnternetken bir arkadaşım, Cem Uzan’ın evine polis, çilingir ile gitti, içeri girmeye çalışıyor diye haber verdi. Gittim hemen çanak’tan ne oluyor diye merak ile aramaya başladım... Bir tek kanal veriyor haberi... Diğerlerinde çıt yok. Star TV’de çizgi film, haber yok.

Sonra da dinledikçe bunun nasıl bir adalet ve kanun çerçevesinde yapıldığını düşünmeye başladım. Neden İstanbul’un karlar atında olduğu bir gün seçildi? Neden yerel seçimlere bir ay kala böyle bir operasyon gerçekleştirilmeye çalışılıyor? Diye düşünmeye başladım... Hani herkes Birleşmiş Milletlerin, New York ta ki Kıbrıs görüşmelerine odaklanmış iken bu iş de aradan çıksın diye mi düşündüler acaba? Ne büyük bir hata....

Uzanları beğenirim, beğenmem, bir başka konu. Ama neden diğer medya kuruluşları bu konuda sessizler, neden haber değeri olan bir konuya yaklaşmak istemiyorlar? Konu bu... Hepsinin problemi var 6652 sayılı yasa ile, kısaca TMSF (Türkiye Mevduat Sigorta Fonu) ile. Kimisi anlaşmaya çalışıyor devlet ile, kimisi de kaytarmaya. Ama bir gerçek var. Demokratik bir linçleme olayı var ortada.

Ben bir evde oturacağım ikâmetgahım orası olacak ve sen ev sahibiyim diye bir şekilde bir sabah bana geleceksin ve buradan çık diyeceksin. Dur be yahu! Böylesine kanunsuzluk olur mu? Bunu yapabilmek için önce Sulh Hakiminden bir boşaltma kararı çıkartacaksın, bunu bana tebliğ edeceksin, bunun 30 gün itiraz süresi var, ben belki itiraz edeceğim belki etmeyeceğim, Sulh Hakimi yeni bir karar alacak ve çıkmam gerekiyorsa bir tarih belirleyecek ve ancak ondan sonra da ben o tarihte evi boşaltacağım.   Ama kapıma polisle geleceksin, ben geldim girerim diyeceksin ve ben de elim kolum bağlı oturacağım. İster Cem Uzan ister Başbakan olsun, ikâmetgaha tecavüz suçtur, bazı kurallar ve kanunlar var ona göre hareket etmezsen adamın başını yakarlar.

Sonra efendim neden yalnızca bir tanesi? Neden politik olarak senin konumunu tehlikeye düşürmekte olan bir parti başkanına saldırı? Ben yalnız olaylara dışarıdan bakıyorum. Belli kesimlerde, belli hareketler içerisinde bir Cem Uzan fenomeni yaşanıyor. Bazısını korkutuyor, bazısını rahatsız ediyor, bazısını da “bu da geçer” düşüncesine sürüklüyor... Ama bir gerçek var ki, AKP Uzan’a karşı almış olduğu tutum ve eylemler ile kendisine belki de gerçekte rakip olamayacak bir grubu rakip yaptı. Bu AKP’nin bir hatasıdır. Politik bir yanlıştır. Düşmanını sabitleştiremediğin suçlar ile yasal yollar ile alt edemezsen, ve onu mağdur durumuna getirirsen bir sempati kazanmasına neden olursun. Bunu yapıyor AKP. Politik sonuçlarını da kabullenmek zorunda kalacak ve hatta hükümetini bile tehlikeye sokacaktır.

Yine kendim adına, ben AKP’yi beğenmeyen birisiyim ancak, bazı gerçekleri görüp, eğri oturup doğru konuşmamamız gerekiyor. Bir buçuk senelik dönemde yaptıklarının, belki bazı hareketler bir önceki dönem hükümetleri tarafından başlatılmıştı, belli bir irade içerisinde Türkiye’yi doğru yola ittiklerini düşünüyorum. Beğenmediklerim yok mu? Var ve de çok... Ama arada doğru bulduklarım da var.

Türkiye bir dönem noktasında, belli liderlik girişimleri var Orta-Doğu’da, dünya politik arenasında belli bir yere gelmek için çabalar var! AB üyeliği konusunda ilerlemelerin yapılması için belli bir yönde hareket var. Ama içerideki sorunlara getirilmekte olan çözümler yeterli değil.

Medya baronlarının devlete olan borçları büyük. Hangisi ne kadar ödüyor? Hangisi ödemiyor hiçbir bilgi verilmiyor. Dün yapılan Star ve grubuna yapılan hareket ise diğer kuruluşlara yapılan bir gözdağıdır. Dikkat edin, ayağınızı denk alın, yoksa sırada siz varsınız! Notasıdır, diplomatik jargonda.  Bir şekilde medya’ya kendi istediklerini dikta etmek için ileriye atıf olarak kullanılabilecek yöntemler belli edilmiş ve göz dağı verilmeye çalışılmıştır.

Şimdi hangisi olursa olsun, medya kuruluşlarının yazı işleri odaları karınca kazanı gibi kaynamaktadır ve yeni kriz yöntemleri ve yaklaşımlar üretilmektedir. Ağır malî sorumluluklar altında olup devlete borcu olanlar sinecek, diğerleri de olduğu gibi devam edecekler, ya da bir medya direnişi ortaya çıkacaktır. Sindirilirlerse, o zaman medyamızın hiçbir değeri olmayan, kuklalar tarafından idare edildiği ortaya çıkacak, yok medya birleşip bir direniş içine girerse, o zaman da medyanın tarafsızlığı kanıtlanmış olacaktır.

Yetmiş milyon’a ulaşmış olan bir nüfus’a satılan gazete sayısının 4 milyonu geçememiş olması şayan-ı hayrettir. Ama bu dört milyon gazetenin de nerede ise 20 ye yaklaşan ulusal boyutta birbirine bağımlı gazetelere bölündüğünü düşünürsek, o zaman bir şekilde de bir fikir tekel’i yaratılmak istendiğinin altını çizebiliriz... Pek tabii ki bu arada da yumuşatılmamış karşı ve anti-tezleri savunanların ayaklarının altındaki halı çekilmeye çalışılırsa o zaman da yeknesak bir ses dinlemeye mecbur bırakılabileceğimiz de gerçek oluverir... Farkımız ne olur 1990 öncesi Rusya’sın dan? Ya da İran’dan...   

© Selçuk M. Perin – Her hakkı mahfuzdur

www.selcukperin.com