BİLİYORMUSUNUZ?
14
Şubat, 2003
Selçuk
M. Perin
Kime
ne, ne olduğumuzdan.
Biz
biliyor muyuz ne olduğumuzu?
Geçen
günlerin her birinin bir tarih, gelecek günlerin de istikbal
olduğunu biliyor muyuz? Dün konuşup, beraber güldüğümüz
arkadaşımız yarın var mı? Biliyor
muyuz? Ya da sokakta tanıdığımız yabancının
kim olduğunu, ne yaptığını nasıl
geçindiğini, hasta mı değil mi olduğunu
biliyor muyuz? Biliyor muyuz, bir ihtiyacı var mı,
eksiği var mı? Söylüyor muyuz bizim ihtiyacımız
olduğu zaman.
El
açmanın ne kadar zor olduğunu biliyor musun? Ya peki
aç olmanın getirdiği zorlukları, evdekilerin
tabağına bu akşam ne koyacağının düşüncesinin
ağırlığını biliyor musun?
Aç
olmanın nelere muktedir olduğunu, evdekilerin rahatsızlığının
ve hatta hiç evi olmamanın ne olduğunu biliyor
musunuz?
Sokakta,
karton kutuların altında soğuk ile debelleşmenin,
üşümemek için şişeleri dudaklara götürmenin,
bir ekmek için el açmanın, bir sıcak çay için gözlerinizin
için bakılmasının, sıcak ekmek
ve simit kokusunun yayıldığı fırının
yanından geçmemenin zorluğunun, bir sıcak banyo
için nelerin yapılabileceğinden haberdar mısınız?
Ellerimizi
cebe atıp bekleyene iki tane metal para vermenin kolaylığı
yanında bu paraları verenlerin genellikle en aza sahip
olanlar olduğundan haberdar mısınız? Neden
diye sormayın, onlar da aynı korku içerisinde yarın
biz de bu duruma düşebilir miyiz düşüncesi içerisinde
hareket ediyor olabilir ve hatta bir şekilde oradan kaçıp
kurtulmuş olabilirler.
Bunları
söyledikten sonra söylenecek pek bir şey kalmadı
sanmayın sakın! Daha söylenecek çok şey var.
Hem de öylesine çok ki.
Açlıktan
başladık bu söyleşiye. Peki hastalıkla
devam mı edelim? Edelim peki.
O
açlığın içinden gelmiş, sıkıntıları
yaşamış halka verilmesi gereken bir sağlık
servisi var. Gittiniz mi hiçbir sabah erkenden bir SSK
hastahanesine, bir Devlet hastahanesine? Gördünüz mü kapıda
bekleyenleri, sedyelerin üzerinde, yağmur altında kıvrananları?
Düşündünüz mü hiç bu ben de olabilirdim diye? Yoksa
kafanızı çevirip geçip gittiniz mi? Görmemezlikten
mi geldiniz yoksa bu acıyı, hüsranı, bu sefilliği?
Bir servisten bir başkasına taşınan hastanın
başında ailesi, yakını olmazsa bir yere
gidemeyeceğini görmediniz mi yoksa? Yoksa o soğuk, yağmur,
kar altında bir binadan bir başkasına taşınan
ameliyatlının üzerindeki ince battaniyeyi de görmediniz.
Peki neden çekeriz bu eza’yı? Neden hak ettik bunu? Hiç
mi sormadınız kendinize?
Akşamleyin
yorgun argın sıcak evinize girerken hiç mi düşünmüyorsunuz
bunları? Yoksa düşünüp, görüp unutuyor musunuz?
Ne
yaptınız bugün insan kardeşiniz için?
Bu
iş sadaka vermek ile olmuyor. Bu iş bir kişinin
elinden tutup onu diğerlerinden soyutlayarak olmuyor. Kimle
konuştunuz kara düşlerimizi? Kap kara resimleri? Gerçekleri
güncel gerçekleri?