Alem

Ana Sayfa    Makaleler    Meraklarım    Foto Albümüm    Beğendiklerim    Günün Fikrasi    Linkler   

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi

Türkiye Kanserle Savaş Vakfı

"Yaşamımız,önem verdiğimiz olaylara karsı sessiz
 kaldığımız gün son bulmaya baslar"

 Martin Luther King,Jr

Aka Arama ve Kurtarma

 

ANA SAYFA

MAKALELER

MERAKLARIM

FOTO ALBÜMÜM

BEĞENDİKLERİM

GÜNÜN FIKRASI

AB de DURUM ©®

MİTHAT PERİN

KİTAP & MÜZİK

İSTANBUL EKSPRES

LİNKLER

------------------------

MAKALE ARŞİVİ

FIKRA ARŞİVİ

MP ARŞİVİ

------------------------

KÜNYE

 

VİRGÜL

 

Alem

 

Selçuk M. PERİN

30 Ocak, 2004

 

 

Her geçen gün yeni bir grup (öbek) kuruluyor ve her öbekte de tanıdık isimler çoğunlukta. Yeni gibi görünen konuların hemen ardından da eski konulara bir dönüşüm var. Bunu anlayabilmiş değilim! Sorunlarımızı hep ayni kişiler tartışıyor, hep aynı fikirler dönüyor. Yeni fikirleri hiç bir şekilde ne benimsemek istiyoruz, ne  de açmak. Bu şartlar altında gruplar içerisindeki tartışmalar da bir şekilde hem güncelliğini yitiriyor, hem de bazılarımızı sıkmaya başlıyor ve gruplardan uzaklaştırıyor.

 

Ben eskilerin öğrenilmesini karşıtı değilim. Eski fikirlerin en iyi bölümlerinin alınıp günümüze uygulanmasına da karşı değilim! Ancak her gün gelişmekte olan iletişim teknolojilerinin ışığı altında artık eskilerin göz önünde tutularak, yeni fikirlerin, her defasında, bizleri biraz daha ileri götürecek fikirlerin üretilmesini isteyenlerdenim.

 

Bek tabiidir ki bana, peki sen ne üretiyorsun kardeşim diyecekleriniz de olacaktır. Haklı olabilirler. Ancak ben kendime bambaşka bir görev verdim. Gelen iletileri okumak ve gereğinde buların daha da ileri bir seviyeye gelebilmeleri için hatırlatmalarda bulunmak. Bu görevi de en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum.

 

Bölünmüş ve aynı gaye ye odaklanmamış insanların o gayeye ulaşmaları bana imkânsız gözüküyor. Bir gayemiz, bir emelimiz var ise o zaman bazı ayrıcalıklarımızı bir tarafa bırakarak ortak noktalarımızı aramak zorundayız. Ortak noktalarımızdan yola çıkarsak da o zaman gayemize ulaşmamız için ortaya koyacağımız gayret hem daha verimli, hem de her defasında bizi hedefimize bir adım daha yaklaştıran bir çalışma olacaktır.

 

Dünkü Hürriyet gazetesinde Sayın Ertuğrul ÖZKÖK, Fransa da yaşayan Türklerin sayısının orada yaşamakta olan Ermenilerin sayısına ulaştığını yazıyor. Ama söylemediği bazı gerçekler daha var. Öncelikle Fransa da yaşayan Türklerin sayısı 400.000 in çok üzerinde hatta milyona bile yaklaşıyor denilebilir.  Ama Fransa da yaşayan Ermenilerin hepsi Fransız vatandaşı, çoğu üniversite ve yüksek okul mezunu, büyük bir kısmı çalıştıkları yerlerin karar mekanizmalarının kilit noktası ve her şeyden önce belli bir hedefi kabul edip o hedefe ulaşmak için  çalışan insanlar. Bunu söylerken de ne kendi insanımızı kötülüyor ne onları aşağı görüyorum. Ama, Türklerin, 40 seneyi geçmiş Avrupa macerasında çok az insanımızın belli yerlere gelip oturmuş olduğunu müşahede ediyorum. Bu bir eksik. Avrupa da doğmuş, Avrupa’da okumuş, Avrupa’da yetişmiş gençlerimiz hâla kendilerini kendi çevrelerinde hapis etmiş çemberleri kıramadılar. Hâla, çok azının bir saygın iş sahibi olduğunu görüyorum. Eksiğimiz bu.

 

Diyeceksiniz ki, yine döndün dolaştın konuyu eğitime getirdin! Nasıl başka olmasını bekliyorsunuz ki? Kendi aralarında anlaşamayan insanların dışa dönük olarak başarılı bir yöntem içerisinde bulunmaları, bana pek olası gözükmüyor.

 

Ermeni lobisinin başarısının en önemli öğelerinden birisi de bu lobinin gençlerini yetiştirmiş ve bu gençleri de etkili olabilecekleri yerlere yerleştirmiş olmasıdır. Örneğin Fransa televizyonunun 2ci kanalının haber bölümü nerde ise tamamen onların elindedir. Buna karşın hiç bir Avrupa Televizyonu içerisinde (Belçika hariç) bir tane Türk haberci bulamazsınız. Belçika’da VTM haber bölümünün başında da Belçika doğumlu bir Türk var, ancak onun da öncelikleri bizimkilerden apayrı.

 

Her hangi bir nedenle, her hangi bir konuda, bir Türk’ün fikri alınacaksa, o zaman en az Fransızca bilen, konudan en uzak kişiler ekrana çıkarılmaktadırlar. Bu da bizlerin aczinden ileri gelmektedir. Çünkü hiç bir şekilde fikirlerimizi öne çıkaracak bir grup, bir lobi kuramadık. Bir sözcü seçemedik. Hiç bir şekilde hep bir ağızdan aynı şeyleri söylemeyi, isteklerimizi dile getirmeyi öğrenemedik ve hâlan bunu sıkıntısı içerisinde suçu birbirimize atarak yolumuza devam etmeye çalışmaktayız.

 

Pastayı alıp sonra bölüşmeyi bir türlü öğrenemedik. Bütün pasta paylaşma savaşımız dışa dönük olarak cereyan ediyor. Bunu içimizde yapamıyoruz. Sorunlarımızı içimizde çözmeyi hâla bilemiyoruz. En küçük sorunda dışa dönerek yardım istemeyi bir uzlaşmaya tercih ediyoruz.

 

Bu bölünmeler içerisinde de Avrupalısı da dünyalısı da bize şaşkınlık içerisinde bakıyor ve bize “Siz hiç bir yere dahil edilemezsiniz. Daha o seviyeye gelmediniz diyor” Haksız mi?

 

2004’ün Türkiye ve  Avrupa’da yaşayan Türkler için çok önemli olduğundan yola çıkarsak, göreceğiz ki, ilk yapmamız gereken işlerden birisi kendimize çeki düzen vermektir. Bir birlik içerisinde, kendi istek ve kaygılarımızın üzerinde Türkiye’nin gerçeklerini doğru olarak Avrupalıya, Amerikalıya anlatmak gibi bir görevimiz var. 2-3 tane döneğin  seçildikleri parlamentolarda bize karşı aldıkları tavırları aynı saygı kuralları çerçevesinde değiştirmek, yanlışlarını bağırıp çığırarak değil de aynı saygın ve kurallara uygun şekilde bir değil bin kere de söylememiz gerekse söyleyip sesimizi en iyi şekilde duyurmak zorundayız.

 

Bizim kapılarımızın önünün onların kapılarının önünden daha temiz olduğu gün onlara istediklerimizi söyleyebilir hale geleceğiz. Seviyemizin en onlarınki kadar iyi olduğunu gösterebildiğimiz gün isteklerimizin ağırlığı olacaktır. Bundan önce de bize herhangi bir saygınlık göstermelerini ummak biraz da zayıflık olur gibi...

 

Bizim Avrupa’da yaşamakta olan insanımızın %50 sinden fazlası ya işsizlik parasından ya da hastalık parası ile geçiniyor. Gün boyu kahvelerde, oyun kâğıdı ve Okey iskatalarının önünde geçiyor günleri. Lisan bilenleri çok az. Ama hakları ve nereden ne kadar alabileceklerini hepsi ama hepsi çok iyi biliyor. Sanmayın ki bunları Avrupalı görmüyor. Sanmayın ki, gerçekçi bir yaklaşımda Türkün Avrupa Birliği içerisine alınması konusunda bu konular da konuşulmuyor.

 

Görevlerimizin birincisi bu insanları yaşadıkları ortamlara kazandırmak. Bu konuda başarıya ne kadar çabuk ulaşabilirsek. Türkiye’nin Avrupa içerisindeki yeri o kadar çabuk belli olacaktır.

 

 

www.selcukperin.com