Beş
Kala
31.Aralık,
2002
Selçuk
M. PERİN
Bir yılı daha bitiriyoruz. Önümüzde
yeni bir kapı mı açılıyor? Rahata doğru,
iyiliğe doğru bir kapı olmasını
dilerdim! Ama görülüyor ki karanlık günlere doğru
açılmakta olan bir kapıya hızla yaklaşıyoruz.
Ardında lanetler yatıyor bu kapının! Ardındaki
iyilikleri görebilmek için de değil üç boyutlu, on beş
boyutlu gözlükler takmak zorunda kalacağız.
Her şey öylesine kapkaranlık değil!
Hâla aklımız başımızda, hâla
kendimizle ilgili kararları verebilme melekelerine sahibiz.
Bir savaş rüzgârı estiriliyor kapımızın
eşiğinde, bir duvar örülüyor Garp cenahında.
Baskılar var Atlantik ötesinden. Ama kanmayın hiç
birisine. Okuyun, dinleyin, dikkat edin! Hepsi bir adamın
kafasından çıkmıyor. Hepsi bir savaş endüstrisinin
dosyasından çıkıyor. Başkan onların başkanı,
onların adamı. Bunu yapacağım diye seçildi...
Haydi bir de Kuzey Kore’ye sataşsa
Polis efendi. Yarın Yemen’de ne yapacak? Öbür gün sırada
ne var? Kimi haklamayı düşünüyor bir ertesi gün?
Hangi devleti yiyecek?
Bu arada biz ne yapacağız? Yetmiş
milyon insanımız ne yapacak? Ekonomimiz ne olacak?
Evlere ekmek bulabilecek miyiz? Un olacak mı? Şeker
bulacak mıyız? Kime ne! Onlar zaten istediklerini
yapmaya karar vermişler, gününü bile tayin etmişler.
Birleşmiş Milletler de kimmiş. Biz karar veririz
diyorlar iki müttefik! Kim mi. Amerika Birleşik Devletleri
ve Birleşik Krallık. Birleşikliğinin neresi
kaldıysa?
Her şey kontrol ve petrol uğruna.
Yarın diğer ülkelerin petrol ihtiyaçları karşılanmasa
ne olur ki? Yeter ki onların ki karşılansın.
Ne olur ki petrolün varili 65 dolar olsa biz de litresine iki
Euro veriveririz ya da üç. Onlara ne? Birisi kendininkini
kullanmıyor, dışarıdan alıyor,
kendininki biraz daha kendisine yetsin diye. Diğeri ise
yalakalığa devam, onun da tuzu kuru, onun da petrolü
var. Hem kazanıyor hem alıyor hem de kullanıyor.
Peki ya açlıktan kıvrananlara ne
olacak? Onlar ne yakacak, ne kullanacak? Endüstri patlaması
ve globalleşme uğruna kaydırılan ve yer değiştirenler
şirketler ne olacak. Oralara ucuz petrol mu verecekler? Yoo!
Eee! Fiyatlar artacak, şirketler iflas edecek işsizlere,
işsizler katılacak, yalnızca bir veya iki ekonomi
kalacak, çok açlar ölecek, az açlar sürünmeye başlayacak,
bir müddet sonra sesini çıkaranı da tepeleyecekler.
Sonra? Peki sonra neler olacak... Tek başına bu iş
nasıl yürüyecek? Bu insanların hepsi bir koyun sürüsü
değil, elbette birisi çıkacak, dur bre birader
deyiverecek. Ya da, ya da yine birisi çıkacak ortalıkta
terör estirecek ve bir karşı isyan dünyanın her
bir yerinden patlayacak. Sonra ne orası ne de burası
kalacak. Çünkü adam
düğmeye basıverecek. Ben buna izin vermem, ben
polisiyim dünyanın diye.
Ama iyilikler de var her gün göreceğimiz,
bebekler doğacak, insanlar evlenecek, diploma törenlerinde
anneler ve babalar gurur duyacaklar, insanlar olan işlerine
gidecekler, aşklar doğacak, ayrılıklar,
birleşmeler olacak. Güneş hep Doğu’dan doğacak,
Batı’dan batacak. Yine aşıklar sahillerde,
kuytularda dolaşacaklar, öpüşecekler, yıldızlar
kayacak, yakamozlar olacak dalgalarda. Sevinçler olacak
hepimizin gönlünde acılarla birlikte.
İnanacağız güzelliklere,
iteceğiz çirkinlikleri. Güleceğiz, güleceğiz,
seveceğiz, seveceğiz, hep seveceğiz, hayatı,
insanları, ezilmişleri, arkadaşları, dostları!
Yarın sabah herkes’e Yeni Yılınız,
kutlu olsun, Sağlık, Saadet, Sevgi ve bütün
iyilikler sizlerin osun diyeceğiz, benim size bunu bugün söylediğim
gibi.
Her şey kapkara değil, bembeyaz da
değil. Her şey rengârenk arkadaşlar.
Bütün isteklerinizin gerçekleşmesi
dileği ile, Yeni Yılınız kutlu olsun.